Almanya'da öğrenci sigortası yaptırmaktan beni kurtaracak bir belge imiş AT 11, bu hafta başlıca gündem maddem oldu bu yüzden. Aslında bu hafta dememe bakmayın 15 dakikada hazırlanıveren bir belge kendileri, benimki her ne kadar müthiş açık kısmetim yüzünden sistemin takıldığı ana denk gelip biraz daha uzun sürdüyse de başvurduğun gün alabilmek, "bugün git yarın gel" mantığı ile işlememesi güzel. Neler gerekli tam onu da yazayım birine bir faydası dokunacaksa, nette bu konuda açıklamalar kısıtlı zira. İstanbul Avrupa yakasında oturanlar öğrenci belgesi, okulun verdiği erasmus belgesi ve karşı okuldan gelen kabul belgesiyle Fındıklı SGK'ya gidebilir, işini rahat rahat halledebiilir, sıra mıra da olmuyor pek anladığım kadarıyla. Tabii bir de kimin sigortasından yararlanılacaksa onun kimlik fotokopisi ve sigorta belgesi... Benimki ssk için geçerli, diğerlerinden çok emin değilim her ne kadar esasen hepsi birleşmiş gibi görünüyorsa da kimin nereden ne pürüz çıkaracağı belli olmuyor malum.
AT11 için öğrenci belgesi alma bahanemle birlikte okuldaydım dün. Bir kafede nasıl saatlerle kalınır, nasıl zaman öldürülür, ömür çürütülür deneyi yaptık. Ben yaklaşık 4 saatlik kısmında mevcuttum, benden önce bu deneye başlayan sevgili arkadaşlarıma saygılarımı gönderiyorum:) Dalga geçtiğime bakmayın yine de ömür çürütme falan değildi bu benim için, artık böyle toplu arkadaş ortamlarının her anının tadını çıkarıyorum. Pencere önündeki masada geçirdiğimiz her bir saat benim için sevinçti ama bu uğurda derslerini ekenleri bilemeyeceğim. Düne dair düşmek istediğim son not da Meltem'in kahve fallarını özleyeceğimdir...
Bir de bugün Fındıklı'ya gitmişken Kahve Dünyası'nı es geçmeyelim dedik, aman aman ne olmuş orası biz lisedeyken sıkış tepiş üst üste oturabiilirdik orada ancak, hatta o da kimi zaman o sıkışık masa için kuyruk bekledikten sonra... Bir büyümüş bir büyümüş gözlerime inanamadım. Ama çikolatalar hep bildiğimiz gibi, hiç şaşırtmıyor beni:)
Bir günün ardından aklıma takılan kareler ve sayıklamadan hallice dağınık düşünceler... İşte öyle bir şey...
11 Mart 2010 Perşembe
9 Mart 2010 Salı
Q klavyeyi sevmek...
Bugün en yeni "açılımımız" f klavye haberini okuyunca yazın staj yaparken f klavyeyle cebelleştiğimiz günler geldi aklıma. İlk başta diğer stajyer arkadaşlarımla dalgaya almıştık hatta bu klavye işini. "Bak beyin jimnastiği olur böyle f klavyeyle yazmak, beynimizin alışkanlıklarını zorlarız." diyerekten başta biraz denedik, şans verdik kendisine ama nafile. Yazı yazarken parmaklarımızdan çok harflerin nerede olduğunu arayan gözlerimiz yoruldu, sinir stres sahibi olduk, saç baş yolduk ve de yazılması gereken şeylerde de bir arpa boyu yol alamadık. Sonunda değiştirdik f klavyeyi q ile de herkes rahat etti.
O yüzden haberde "f klavye ile Türkçe yazı akıp gidiyor" diye okuyunca, bizim hiçbir yere akamayan yazılarımızı düşünüp düşünüp güldüm. Hele hele "q klavye Türkçe'ye ters" (bizi bozar abi!!) ifadesini görünce daha da çok güldüm. Meğer bugüne kadar q ile hep Japonca yazmışım ben de haberim yokmuş. Hatta bir yerde "Türkiye'de klavyeler Türkçe olmalı!" diye sloganımtrak bir şey daha gördüm ki dağıldım. Sanırım zaten bu klavyelerin q da olsa Türkçe karakterler eklendiği için Türkçe klavye özelliğini kazandığından bihaber yöneticilerimiz de varmış, bu şekilde öğrenmiş olduk.
Demem odur ki, yapmayın etmeyin f klavyenin bulunabilirliğini artırın ama okullardaki klavyelere dokunmayın. Dünyada en yaygın olanı q sonuçta illa ki ileride bir yerde q klavye çıkacak o çocukların karşılarına. Benim bu yaz f klavyeye paralel evrenden gelmiş gibi baktığım duruma düşmesinler...
O yüzden haberde "f klavye ile Türkçe yazı akıp gidiyor" diye okuyunca, bizim hiçbir yere akamayan yazılarımızı düşünüp düşünüp güldüm. Hele hele "q klavye Türkçe'ye ters" (bizi bozar abi!!) ifadesini görünce daha da çok güldüm. Meğer bugüne kadar q ile hep Japonca yazmışım ben de haberim yokmuş. Hatta bir yerde "Türkiye'de klavyeler Türkçe olmalı!" diye sloganımtrak bir şey daha gördüm ki dağıldım. Sanırım zaten bu klavyelerin q da olsa Türkçe karakterler eklendiği için Türkçe klavye özelliğini kazandığından bihaber yöneticilerimiz de varmış, bu şekilde öğrenmiş olduk.
Demem odur ki, yapmayın etmeyin f klavyenin bulunabilirliğini artırın ama okullardaki klavyelere dokunmayın. Dünyada en yaygın olanı q sonuçta illa ki ileride bir yerde q klavye çıkacak o çocukların karşılarına. Benim bu yaz f klavyeye paralel evrenden gelmiş gibi baktığım duruma düşmesinler...
8 Mart 2010 Pazartesi
dostlar ve yerçekimli karanfil
Koşturmayla geçti bugün biraz, sabah vizemin peşine düştüm ama "bekle gelir" sözü dışında bir gelişme kaydedemedim. Okula gittim sonra da öğrenci belgesi vs vs belgesi için. Sonra beklerken kantinde oturdum biraz, elma çayımı alıp... Kitap okumaktı ya hedefim, kuzey kantinin dumtıs çıstak müzikleri sağolsun okuduğumdan bir şey anlamadım -ki zaten almancayı hatırlama çabalarım yüzünden Die Leiden des jungen Werther idi kitap, anlaşılmak istemiyordu pek. Neyse bıraktım kitabı bir süre etrafıma bakındım, bir diğer masalara baktım bir kendime... Dilaralar'ı ve Canan'ı aradı gözlerim. Biz de böyle ders arası söyler gülerdik dedim, hüzün bastı. Hava da bastı ardından, üstüme üstüme çamur yağdı. Kuzey iyice sevimsiz geldi bugün bana, bir kez daha anladım ki içinde dostlar olmayınca hiçbir şeye benzemiyormuş, kantin, bim, study hatta ve hatta tuvalet kuyruğu... Uzaktaki dostlarımı özledim bugün.
Sonrasında ne zamandır sohbeti özlenen biri geldi neyse ki, kasvet dağıldı biraz. Edip Cansever şiir dinletisine gittik beraber. Şiirler de okuyanlar da çok iyiydi ama itiraf ediyorum erkek sesine şiir bir başka yakışıyor, havası ve hissettirdikleri bir başka oluyor. İyi şiir okuyan erkekler illa ki çekici oluyor:)
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
Sonrasında ne zamandır sohbeti özlenen biri geldi neyse ki, kasvet dağıldı biraz. Edip Cansever şiir dinletisine gittik beraber. Şiirler de okuyanlar da çok iyiydi ama itiraf ediyorum erkek sesine şiir bir başka yakışıyor, havası ve hissettirdikleri bir başka oluyor. İyi şiir okuyan erkekler illa ki çekici oluyor:)
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
6 Mart 2010 Cumartesi
Orjinal Alice İstanbul'u sevmemiş
Taa yazın staj yaparken fragmanını gördüğümden ve hele de 3 boyutlu olduğunu öğrendiğimden beri sabırsızlıkla bekliyordum Alice In Wonderland'i. Sağolsunlar sinema işletmecileri keyfimi kaçırmak, hevesimi kursağımda bırakmak için epey çaba harcadılar. Dublaj gerektiren filmlere dublaj yapma ihtiyacı hissetmeyenler, muhtemelen içinde animasyon karakterler var diye "çocuk filmi" damgası vurduklarından Alice'i Türkçe dublajlı hale getirmişler. İyi güzel seslendirmeyi desteklerim bilen bilir ama çoğu filmin tadının da orjinal sesleriyle çıktığının kabullenilmesi lazım artık. Dublajı yapılmasın diyen yok ama altyazılısını da mumla aramayalım.
Durum şudur ki efem, Alice İstanbul'u pek sevmemiş, orjinali hiç sevmemiş. İstanbul dahilinde filmin 3 boyutlu ve orjinal gösterildiği tek bir salon bile yok an itibariyle. 3 adet gördüm 3D ve altyazılı onlarda Ankara, Bursa ve İzmir'deydi. Haydi 3. boyutundan vazgeçtik, eskiden 3 boyut mu vardı, Taksim'deki herhangi bir sinemada herhangi bir dilde ya da boyutta mevcut değil Alice. İstikamet en yakın AVM, boşuna açılmadı onlar tabii... Kültür başkentine gel...
Neyse İstanbul'um n'apalım. Varsın Alice sevmesin seni... Biz seviyoruz...
Durum şudur ki efem, Alice İstanbul'u pek sevmemiş, orjinali hiç sevmemiş. İstanbul dahilinde filmin 3 boyutlu ve orjinal gösterildiği tek bir salon bile yok an itibariyle. 3 adet gördüm 3D ve altyazılı onlarda Ankara, Bursa ve İzmir'deydi. Haydi 3. boyutundan vazgeçtik, eskiden 3 boyut mu vardı, Taksim'deki herhangi bir sinemada herhangi bir dilde ya da boyutta mevcut değil Alice. İstikamet en yakın AVM, boşuna açılmadı onlar tabii... Kültür başkentine gel...
Neyse İstanbul'um n'apalım. Varsın Alice sevmesin seni... Biz seviyoruz...
5 Mart 2010 Cuma
dön dolaş hep aynı
Yapacak bir şey bulamayınca filmlere çok fena sarmış durumdayım. "İyidir iyidir" diyebiliyorum sadece çünkü öte yanda Almanlar sabrımın sınırını zorlamaya devam etmekte, ona sarıp kendimi duvardan duvara vurmaktan iyidir ne de olsa...
Amaçsız amaçsız televizyona bakarken Beyaz başladı yalnız, üstelik fena rakı-balık modundalar, Eyyvah Eyvah, senden ötürü! ohh oooh
"Yandan Halimem yandan
Severim seni candan
Seviyorsan candan
Boşan gel kocandan"
O değil de manilerdeki üstün yaratıcılığımızı (bu üstteki dörtlüğe fasulyeyle giriş yapmak yaratıcılık isterdi ne de olsa) ve çanak çömlek tıngırtısına oynamaya hazır halimizi seviyorum... Ve evet yine duygusallaştım..
Amaçsız amaçsız televizyona bakarken Beyaz başladı yalnız, üstelik fena rakı-balık modundalar, Eyyvah Eyvah, senden ötürü! ohh oooh
"Yandan Halimem yandan
Severim seni candan
Seviyorsan candan
Boşan gel kocandan"
O değil de manilerdeki üstün yaratıcılığımızı (bu üstteki dörtlüğe fasulyeyle giriş yapmak yaratıcılık isterdi ne de olsa) ve çanak çömlek tıngırtısına oynamaya hazır halimizi seviyorum... Ve evet yine duygusallaştım..
4 Mart 2010 Perşembe
kumrulu şiir
Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.
Orhan Veli
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.
Orhan Veli
2 Mart 2010 Salı
ordan burdan
Okul açılınca etraf epey sessizleşti haliyle. Herkes bir ayın ardından yeniden okula alışma çabasına girince ben de alternatif oyalamalara yöneldim birkaç gündür.
Ivır zıvır yaptığım işler anneannemde mantı açmaktan başlayıp (nasıl da özlemişim! eğer bir yerlerden bizi izleyebiliyorsan teyzem, eminim ki beni izliyorsun, açtığım mantıya gülümsüyorsun) hava yastığı çalınan arabamın peşinden polistir, servistir dolaşmaya kadar geniş bir yelpazeye sahip.
Bir yandan da bir dolu film edindim kendime, her güne bir film gibi düşüncelerim var bakalım.. Dün annemle Eyyvah Eyvah'a gittik ve çok da eğlendik açıkçası. Pişmiş tavuğun bile başına gelmeyen işler ve saf bir tip harmanını sevenler bol bol gülecektir benden söylemesi. Bugünse Deli Deli Olma'yı izleyip neden izlemek için neredeyse bir yıl beklediğimi sorguladım. Hiç beklemediğim kadar iyiydi, dram yönünü ağır beklerken sonları hariç güldüren sahnelerin bol olması da şaşırttı beni. Bir başka şaşırtan da böylesi bir filmin fazla ödül alamamış olması... Sadece en iyi müzik ödülü alabilmiş Altın Portakal'da, ki müzik gerçekten çok hoş ama bence fazlasını da hak etmiş bir film, artık rakipleri mi çok aşmış filmlerdi yoksa başka bir durumlar mı vardı bilemeyeceğim. Bari küçük kız bir ödül alsaydı, "gelecek vaadeden" ya da "umut vaadeden" gibisinden...
Son olarak, martın içinden bakınca gitme vakti daha bir yakın gelmeye başladı. Ufak tefek, son günlerde elimi rahatlatacak hazırlıklar da başladı. Ve fakat merak edenler için, pasaportumun akıbeti belirsizliğini korumakta... (sen gelmeez oolduuun...)
Ivır zıvır yaptığım işler anneannemde mantı açmaktan başlayıp (nasıl da özlemişim! eğer bir yerlerden bizi izleyebiliyorsan teyzem, eminim ki beni izliyorsun, açtığım mantıya gülümsüyorsun) hava yastığı çalınan arabamın peşinden polistir, servistir dolaşmaya kadar geniş bir yelpazeye sahip.
Bir yandan da bir dolu film edindim kendime, her güne bir film gibi düşüncelerim var bakalım.. Dün annemle Eyyvah Eyvah'a gittik ve çok da eğlendik açıkçası. Pişmiş tavuğun bile başına gelmeyen işler ve saf bir tip harmanını sevenler bol bol gülecektir benden söylemesi. Bugünse Deli Deli Olma'yı izleyip neden izlemek için neredeyse bir yıl beklediğimi sorguladım. Hiç beklemediğim kadar iyiydi, dram yönünü ağır beklerken sonları hariç güldüren sahnelerin bol olması da şaşırttı beni. Bir başka şaşırtan da böylesi bir filmin fazla ödül alamamış olması... Sadece en iyi müzik ödülü alabilmiş Altın Portakal'da, ki müzik gerçekten çok hoş ama bence fazlasını da hak etmiş bir film, artık rakipleri mi çok aşmış filmlerdi yoksa başka bir durumlar mı vardı bilemeyeceğim. Bari küçük kız bir ödül alsaydı, "gelecek vaadeden" ya da "umut vaadeden" gibisinden...
Son olarak, martın içinden bakınca gitme vakti daha bir yakın gelmeye başladı. Ufak tefek, son günlerde elimi rahatlatacak hazırlıklar da başladı. Ve fakat merak edenler için, pasaportumun akıbeti belirsizliğini korumakta... (sen gelmeez oolduuun...)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)