...
Uyu ağır uykunu
Taşların altında ve su isteğinle kal.
Geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
Sürecek olan dilsizlik.
Rüzgar tırmalıyor kapını
Aşk uzakta.
...
Çok sade, çok direkt geldi bu dizeler. Çok da tanıdık sanki...
(Onun Çölünde / Bejan Matur)
Bir günün ardından aklıma takılan kareler ve sayıklamadan hallice dağınık düşünceler... İşte öyle bir şey...
bir şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Ağustos 2010 Cumartesi
18 Mart 2010 Perşembe
evler...
Ufaktan veda turlarına başladım artık. Geçen gün bir akrabaya gittik mesela, çocukluğumun başrolündeki evlerden birinde oturan. İlginç ki ben oradayken "gidiyorum" moduna yoğunlaşmak yerine bütün gün oturup evleri düşündüm. Taşınmak istediklerini bildiğimden "acaba döndüğümde hala bu evde olurlar mı?" diye düşündüm. Çocukken bana "koskomacan" gelen ama şimdi baktığımda öyle devasa filan olmadığını gördüğüm ev... 2 yıl önce doğduğumdan beri oturduğumuz evden taşınırken (ki şimdikinin iki sokak yukarısıydı) de takılmıştım bunlara... Teyzem öldükten, evi satıldıktan sonra evin yeni sahibiyle birlikte aldığı bambaşka hali görünce de... Evlerin, duvarların dili olsa klişesine hak veriyorum zaman zaman. Böyle dilsiz dilsiz içindeki fırtınalara ve meltemlere tanık olup, sahibi değişince sil baştan dayanıp döşenip yeni hatıralar biriktiren duvarlar... Tuhaf değil mi düşünmesi? Evet kabul de ediyorum fazla melankolik. Sanırım boşluktan olsa gerek böyle önemsiz, ıvır zıvır şeyleri döndürüp duruyorum aklımda, öyle işte...
Tüm bu melankolik, nostaljik hallerimin söze dökülmüş hali olan Murathan Mungan'ın bu dizeleri Yeni Türkü'den dinlenmeliydi, bulamadım Youtube'da, Zuhal Olcay versiyonunu koymak da içimden gelmedi, şiir haliyle kalsın daha iyi:)
Taş baskısı bir plakta
Yorgun bir ses cızırdar
Küflü sayfalarında bir albümün
Gülümser o soluk fotoğraflar
Kıvrılırken bir kentin alanına
Tutunur geçmiş yıllarına
Tutunur anılarına
İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
Yankısı kalmadı seslerin odalarımızda
Sahipleri çoktan öldü fotoğrafların
Adımlarımızdan yoruldu yollar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
Şarkısını yitirmiş sesler
Gençliğini yitirmiş yüzler
Evlerini yitirmiş sokaklar
Kaç hayat yaşayacaklar daha
Daha kaç hayat yaşayacaklar
Unutlur mu yoksa bir gün
Sesler yüzler sokaklar
Bunca yaşamışlıktan sonra
Hiç unutulmayacaklar
Tüm bu melankolik, nostaljik hallerimin söze dökülmüş hali olan Murathan Mungan'ın bu dizeleri Yeni Türkü'den dinlenmeliydi, bulamadım Youtube'da, Zuhal Olcay versiyonunu koymak da içimden gelmedi, şiir haliyle kalsın daha iyi:)
Taş baskısı bir plakta
Yorgun bir ses cızırdar
Küflü sayfalarında bir albümün
Gülümser o soluk fotoğraflar
Kıvrılırken bir kentin alanına
Tutunur geçmiş yıllarına
Tutunur anılarına
İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
Yankısı kalmadı seslerin odalarımızda
Sahipleri çoktan öldü fotoğrafların
Adımlarımızdan yoruldu yollar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
Şarkısını yitirmiş sesler
Gençliğini yitirmiş yüzler
Evlerini yitirmiş sokaklar
Kaç hayat yaşayacaklar daha
Daha kaç hayat yaşayacaklar
Unutlur mu yoksa bir gün
Sesler yüzler sokaklar
Bunca yaşamışlıktan sonra
Hiç unutulmayacaklar
8 Mart 2010 Pazartesi
dostlar ve yerçekimli karanfil
Koşturmayla geçti bugün biraz, sabah vizemin peşine düştüm ama "bekle gelir" sözü dışında bir gelişme kaydedemedim. Okula gittim sonra da öğrenci belgesi vs vs belgesi için. Sonra beklerken kantinde oturdum biraz, elma çayımı alıp... Kitap okumaktı ya hedefim, kuzey kantinin dumtıs çıstak müzikleri sağolsun okuduğumdan bir şey anlamadım -ki zaten almancayı hatırlama çabalarım yüzünden Die Leiden des jungen Werther idi kitap, anlaşılmak istemiyordu pek. Neyse bıraktım kitabı bir süre etrafıma bakındım, bir diğer masalara baktım bir kendime... Dilaralar'ı ve Canan'ı aradı gözlerim. Biz de böyle ders arası söyler gülerdik dedim, hüzün bastı. Hava da bastı ardından, üstüme üstüme çamur yağdı. Kuzey iyice sevimsiz geldi bugün bana, bir kez daha anladım ki içinde dostlar olmayınca hiçbir şeye benzemiyormuş, kantin, bim, study hatta ve hatta tuvalet kuyruğu... Uzaktaki dostlarımı özledim bugün.
Sonrasında ne zamandır sohbeti özlenen biri geldi neyse ki, kasvet dağıldı biraz. Edip Cansever şiir dinletisine gittik beraber. Şiirler de okuyanlar da çok iyiydi ama itiraf ediyorum erkek sesine şiir bir başka yakışıyor, havası ve hissettirdikleri bir başka oluyor. İyi şiir okuyan erkekler illa ki çekici oluyor:)
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
Sonrasında ne zamandır sohbeti özlenen biri geldi neyse ki, kasvet dağıldı biraz. Edip Cansever şiir dinletisine gittik beraber. Şiirler de okuyanlar da çok iyiydi ama itiraf ediyorum erkek sesine şiir bir başka yakışıyor, havası ve hissettirdikleri bir başka oluyor. İyi şiir okuyan erkekler illa ki çekici oluyor:)
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysa ki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi, aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
4 Mart 2010 Perşembe
kumrulu şiir
Duyduğum yoktu ne vakittir
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.
Orhan Veli
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.
Orhan Veli
17 Ocak 2010 Pazar
denizin beklediği...
Özledim. Kafamda ders, dert, endişe, kaygı taşımadan; bıkkınlık ve yorgunluktan uzak bir şekilde denizi seyretmeyi özledim. Deniz kenarında oturup bir denize bir gökyüzüne bakmayı özledim. Denize karşı dondurma yemeyi... Güneşin içimi ısıtmasını da özledim, yağmurun yüzümü ıslatmasını da, çocuklar gibi mutlu mutlu karlarla oynamayı da. Çoğu kez çelişkilerle doluyum evet ama bu sözlerimde değil. Zira tüm bu saydıklarımdan zevk almayı özledim asıl, hepsinin tadını çıkarmayı...
Yaklaşık 10 gün kadar önce bu dönem ilk kez -o da mecburen, bankada hesap açtırmak için- indim burnumun dibindeki Bebek'e. Bankta da oturdum, dondurma da yedim denize de baktım. Ama beklediğim bu değildi. Eskiden ha bire inmek için can attığım Bebek sahiline, vakitsizlikten ve kendime özensizlikten aylar sonra ilk kez zorunlu olarak gidince onun da havası kalmadı. Balıkçılar keyifsiz, dondurma tatsız, deniz mutsuzdu. Bir şeyden keyif almak için çıkmıyorsan yola, o keyif zorunlulukların arasına sıkıştırılamazmış meğer... Keyifli günlerin tadını özledim.
Daha saydam günlerde, yalnızlığın giremediği kahkaha dolu evlerden çıkıp beklenen kırlangıçlara varmayı istiyorum, denizler gibi...
Denizin Beklediği
Seni sevmek mor denizlerdi biraz.
Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen.
Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen...
Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz.
Seni sevmek yaşamanın aşılmaz büyüklüğü,
Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan,
ve sığınıp ılık kıyı kentlere biraz akşam
Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü.
Varılırdı daha saydam günlere isteseler,
İsteseler yalnızlık giremezdi evlere.
Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler,
ve uçacak durmadan adasız denizlere...
Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
sonra, yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan...
Sana verdim geç diye denizlerimi...
Afşar Timuçin
Yaklaşık 10 gün kadar önce bu dönem ilk kez -o da mecburen, bankada hesap açtırmak için- indim burnumun dibindeki Bebek'e. Bankta da oturdum, dondurma da yedim denize de baktım. Ama beklediğim bu değildi. Eskiden ha bire inmek için can attığım Bebek sahiline, vakitsizlikten ve kendime özensizlikten aylar sonra ilk kez zorunlu olarak gidince onun da havası kalmadı. Balıkçılar keyifsiz, dondurma tatsız, deniz mutsuzdu. Bir şeyden keyif almak için çıkmıyorsan yola, o keyif zorunlulukların arasına sıkıştırılamazmış meğer... Keyifli günlerin tadını özledim.
Daha saydam günlerde, yalnızlığın giremediği kahkaha dolu evlerden çıkıp beklenen kırlangıçlara varmayı istiyorum, denizler gibi...
Denizin Beklediği
Seni sevmek mor denizlerdi biraz.
Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen.
Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen...
Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz.
Seni sevmek yaşamanın aşılmaz büyüklüğü,
Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan,
ve sığınıp ılık kıyı kentlere biraz akşam
Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü.
Varılırdı daha saydam günlere isteseler,
İsteseler yalnızlık giremezdi evlere.
Seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler,
ve uçacak durmadan adasız denizlere...
Kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
sonra, yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan...
Sana verdim geç diye denizlerimi...
Afşar Timuçin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)